Gezgin memur

Küçük kamp notlarım...

Gezgin memur

  • 773

Üçüncü günün sonunda kalemi elime alabildim. Huzur veren bir yolculuk. Kuşların cıvıltıları arasında, her sabah gün doğmadan uyanmak…

Küçük kamp notlarım...

Ankara’dan akşama doğru Alanya’ya doğru yola çıktığım için hava kararınca gelebilmiştim kamp kuracağım yere. Bu nedenle koya çadır kurmam biraz uzun sürdü.

FOTO-GALERİ İÇİN TIKLAYIN

Güzergahta değişiklikler oldu. Ankara’dan Antalya’ya inip oradan batı sahilleri ve Çanakkale’de sonlandırmaktı amacım. Ama son anda rota değişti.

Küçük kamp notlarım...

İlk olarak Alanya - Gazipaşa arasında bulunan eski Gazipaşa - Mersin yolunda bulunan Aytap (Lapote) Antik Kentinde konaklamaya karar verdim. Mahmutlardan Mersin’e doğru giderken yeni yola girmeden göbekten sağ taraftaki yola giriyorsunuz. Sahil yolunu takip ederek arabayla 10 dakikalık mesafede. Tabii biraz virajlı yollar. Dikkatli ve yavaş gitmekte fayda var. Kesinlikle görülmesi gereken bir yer. Roma döneminden kalma bir kale kent. Dağın ve koyun yamacına yapılmış. Roma dönemi yazıtlarını da görebilirsiniz. O döneme ait yazı dilini bilmediğim için taş yazıtlarda ne yazdığını anlatamayacağım. Ama öğrenmek gerekiyor. Eğer coğrafya kaderse, biz de bir zamanlar Roma İmparatorluğunun egemen olduğu bu toprakları yurt edinmişsek bizden öncekilerin hikayelerini bilmeliyiz diye düşünüyorum.

Küçük kamp notlarım...

Naçizane tavsiyem kamp kuracaksanız koyun sol tarafındaki harabelerin içine kamp kurun. Yoksa her gün doğumunun o ilk ışıkları sonsuzca hissettiriyor. Koyun sağ tarafında çadırımı kurduğum alanın altında dalgaların kayaları oyarak oluşturduğu bir mağara var, içinde doğal, güzel bir havuz oluşmuş. Sabahın ilk ışıklarıyla denize girebilir veya o havuzda da yüzebilirsiniz. Denizin suyu günün her saatinde güzel.

Üç gece Aytap Antik Kentinde konakladıktan sonra yeni güzergahıma doğru yol alıyorum.

Çevredeki köylülerden yeni rotalar aldığım için bir ileri iki geri yapsam da gerçekten huzur dolu ve harika koylarda konaklama fırsatı buluyorum. Rotamı 15-20 dakikalık mesafede olan Kral Koyuna (Deliklitaş) çeviriyorum. Anlatılanlardan anladığım orayı görmemek olmazdı. Aytap Antik Kentinde tanıştığım arkadaşlarla Kral koyuna doğru yola çıktık. Ana yoldan ayrıldıktan sonra köy yollarından Kral koyunun tepe noktasına geldik. Asıl önemli olan bundan sonrası. Patika yoldan inmek veya geri çıkmak desem daha doğru olur :)

Küçük kamp notlarım...

Kral Koyu bir diğer adıyla Deliklitaş, gerçekten eşsiz bir manzara sunuyor. Denizin suyu o kadar harika ve berrak ki dibini görebiliyorsunuz. Geldiğime fazlasıyla değdi. Denizin dağı delerek içeride oluşturduğu bu koy harika. İsmini fazlasıyla hak ediyor. Suyu o kadar temiz, o kadar berrak ki çıkmak istemiyorsunuz. Yerli ve yabancı turistlerin uğrak noktası olmuş durumda. Özellikle yabancıların çokluğu dikkatimi çekti. Bir de dağdan gelen suyun kayaları eriterek oluşturmuş olduğu kil çamuru var. Faydalı mı faydasız mı bilemiyorum ama ben de herkese uyup çamura boyandım. Etrafı muz ağaçlarıyla kaplı olan koy yukarıdan bakıldığında denize açılan gizli bir kapısı olan saklı bir cennet bahçesi. Yol üzerinde gördüğümüz gözleme evine gidiyoruz gözleme yaptırmak için. Koya giderken fark edersiniz. Duş ve lavaboyu kullanmak ücretsiz. Unutmadan not edeyim dedim. Gözlemelerin yapılmasını beklerken gözlemeleri açan yörük kızıyla biraz sohbet ettim. Çevredeki başka gezilecek yerleri sordum. Melody beach ve Boklukoy var dedi. Ben de tebessüm ederek "Boklukoy mu?" dedim! O da ‘Hayır abi, ismine aldanmayın, güzel bir yerdir ve fazla bilen yoktur’ dedi. Daha sonra Anamur tarafına doğru Gazipaşa'dan 20-30 dakikalık mesafede Melody beach var. Oranın da harika bir yer olduğunu söyledi. Ben de yörük kızının tavsiyelerine uyarak yeni rotamı ona göre şekillendirdim.

Küçük kamp notlarım...

Aytap Antik Kentinde tanıştığım arkadaşlara da anlattım. Onlar da bize uyar dedikten sonra akşam olmadan Delikli Taştan ayrıldık ve Boklukoy’a doğru yola koyulduk. Yol üzerinde fazla vakit geçirdiğimiz için hava kararınca varabildik. Tabii burada bizi bekleyen büyük bir sürpriz vardı.

Tepeden aşağıya doğru baktığımızda kamp ekipmanları ile nasıl ineceğimiz? Hava karardığı için hemen ekipmanlarla aşağı doğru inen yolu takip etmeye başladık ki bir an sevindik. Merdivenler. Çünkü aşağıya inmek için bayağı bir merdiven yürümem gerekti. Merdivenler olmasa buraya inmek imkansız gibi bir şey. Koya iniş için merdiven yapılmış. Her ne kadar yorucu da olsa yavaş yavaş malzemelerimizi indirip çadırlarımızı kurduk. Eşsiz bir geceden bahsetmek gerekirse, burası o yerlerden biriydi. Gece cırcır böceklerinin sesleriyle uykuya dalıp, sabah'ta kuş sesleriyle uyanmaktan bahsediyorsanız, orası kesinlikle burası. Böyle bir huzuru ve rahatlığı unutmuştum. Sadece masallarda var zannediyordum. 

Burada iki gece konakladıktan sonra Melody Beach'e doğru yol aldım. 

Küçük kamp notlarım...

Gazipaşa'yı geçip Anamur'a doğru yol alıyorum. Arkadaşlarla yolumuz burada ayrılıyor. Tahminimce Gazipaşa sınırından 20 km uzaklıkta. Yol kenarında tabelası bulunuyor. Muz tarlaları arasından yol alıyorum. Yol bozuk ama büyük çukurlar yok. Bir de pansiyon varmış orada aynı isimde. Küçük ama bahçesi güzel bir pansiyon. Pandemiden dolayı kapalıymış. Şimdilerde açılmış mıdır bilemiyorum. Ama bir gün kesinlikle o pansiyonda konaklamayı düşünüyorum. Aracımı buraya park ettim. Tabii son dakika küçük bir hararet sorunu yaşadı arabam. Tarlalar arasında yanlış yola girdiğimde yollar dar olduğu için yokuş yukarı geri giderken arabam hararet yaptı. Allah'tan pansiyon diğer yolun hemen aşağısındaymış. Park edince bildiğim kadarıyla bir şeyler yaptım ve öyle bıraktım. Bu Polo beni usta yaptı diyebilirim. 

Filmlerdeki gibi bir sahil. Sahile iniş biraz zahmetli. Ama her güzele kavuşmak biraz zahmetli değil midir? Yaşar Kemal burayı görseydi kesinlikle Karayip sahillerinden daha güzel anlatırdı. Benim burası için söyleyeceğim tek şey, sonsuz bir güzelliğin ortasında sensiz olduğum aklıma geldi. Denizin içinde adacıklar. Eşsiz bir manzarayla karşılaşıyorum. Orta uzunlukta bir sahil. Sağlı sollu kayalıklarla çevrili. Çadırımı kurarken dalgalarda sörf yapan balıklar da ayrı güzellik kattı. İki balığın turkuaz mavisi dalgalarda çılgınca sörf yapması na denk gelmek anlatılmaz bir güzellikti. İşlerimi bırakıp kamp sandalyeme oturup onları izlemeye koyuldum. Dedim ki, huzur demek ki böyle bir şey. O iki balık bana hayatın güzelliğini ve huzurunu hatırlattı. 

Bu koy hem kamp hem de tatil için mükemmel bir yer. Eşsiz bir gün batımı izlemek istiyorsanız Akdeniz sahillerinde bulabileceğiniz nadir yerlerden diyebilirim. Sahilin sağ tarafında bulunan denizin içindeki büyük kaya parçaları gün batımında size eşlik ediyor. Adacıkların arasından ufuk çizgisine doğru inen güneş, gökyüzünü kızıla boyuyor. Sadece bu manzara için bile gelinilebilir buraya. Çadırımı büyük bir kayanın dibine kurduktan sonra akşam yemeğimi hazırlıyorum. Öncesinde küçük bir kahve molası. 

Küçük kamp notlarım...

Gün batımından bir saat falan geçtikten sonra denizin hemen üstünden yükselen Samanyolu galaksisi geceye ayrı bir güzellik kattı. Etrafında o kadar fazla yıldız toplanmış ki sanki büyük bir şenlik varmış gibiydi. Yıldızlar o kadar canlılardı ki her birini teker teker sayabilirdim. Tek eksik olan kayan bir yıldız ve ardından tutulması gereken bir dilekti. Tabii ki bu olmadı :) Bu, gelirken yaşadığım küçük sıkıntının telafisi oldu. İnsanlığın dünyasında her ne yaşanırsa yaşansın, içinde bizi barındıran evren eşsiz güzelliklerini hala bize sunmaya ve yaşatmaya devam ediyor. İçinde bulunduğumuz ve bizi çevreleyen bu evrenin de bir duygu dünyası var. Ve ben güzel bir güne denk geldiğim için kendimi şanslı hissediyorum.

Küçük kamp notlarım...

Her yolculuğun bir sonu vardır. Ben de son kamp yeri olarak burayı bırakmalıyım. Beyaz meleğim beni dağların arasında bırakmadan tek başıma kamp maceramı sonlandırmalıyım artık. Yolum daha uzun ama başka sefere artık. Son birkaç günümü tuzlu sudan uzak, tatlı sularda geçirme kararı aldım. Bunun için en güzel yer Alanya’da bulunan Dimçayı. Tabii bir de kamp kuracak yer bulmak lazım. Dimçayı’nda uygun yerler tamamen tesisleşmiş. Bayağı bir dolaştıktan sonra çayın kenarında piknik alanının içinde bir yer buldum. Dimçayı’nın o buz gibi akan suyunu özlemişim. Çok uzun yıllar olmuştu gelmeyeli. Kendimi salamura yatırılmış gibi hissediyorum artık. Dim çayının suyu şok etkisi yapacak soğuklukta, Allah'tan üşütmüyor. Nasıl oluyorsa artık. Son üç günümü günlük piknik için kiralanan bir yer tutup üç günlüğüne ücretini verip çadırımı oraya kurdum. Güzel bir üç gün Dimçayı’nın soğuk suyunun içinde geçti. Bir de küçük bir hatırlatma, sakın Dimçayı’nda gezerken Kaktüs incirlerinin güzelliğine kapılıp çıplak elle koparmaya çalışmayın. Yoksa incirin üstünde çok ince olan iğnelerin acısına eliniz maruz kalabilir. Olur da böyle bir şeye maruz kalırsanız kaşımayın sakın. Hemen zeytin yağı bulup sürün. Zeytin yağı yavaşça o iğneleri vücudunuzdan çıkarıp atar. Askerde öğrendiğim küçük bir hayat bilgisi :)

Yazımı şimdilik burada sonlandırıyorum. Belki bir gün bir başka yolculukta yine görüşürüz, sevgili kalemim ve not defterim.

Kalın sağlıcakla…

Küçük kamp notlarım...Küçük kamp notlarım...

Yorumlar 3
Ahmet 22 Mart 2024 23:11

Muhteşem bir yazı ve bir o kadar da güzel fotolar. İnşaallah bu yazı ve fotoların devamı gelir

Berenay 22 Mart 2024 21:32

Tek kelimeyle muhteşemdi

Eflâl ???? 22 Mart 2024 16:09

Çok güzel bir anlatımdı ağzına yüreğine sağlık

Yazarın Diğer Yazıları