80'inde ve soğukta saatlerce ucuz et kuyruğunda: Emekliler yürüyüşü olabilir mi?

Emeklilerin yaşadığı zorluklar ve ekonomik belirsizlikler gündemde. Ahmet Taşgetiren, 80 yaşında saatlerce ucuz et kuyruğunda bekleyen insanların dramı üzerinden ekonomik krizi resmetti. Bu durum, emeklilerin yaşadıkları sıkıntıları gözler önüne seriyor.

  • 145

31 Mart yerel seçimleri için geri sayım devam ederken, emeklilerin ekonomik krizle imtihanı gündemdeki önemini koruyor.

Ahmet Taşgetiren'in Karar gazetesindeki yazısında, emeklilerin yaşadığı sıkıntılar ve beklentiler ele alındı. Yazar, Et ve Süt Kurumu satış ofisleri önünde dondurucu soğukta saatlerce bekleyerek 1 kilogram ucuz et alabilmek için mücadele eden 80 yaşındaki emeklilerin yaşadıklarıyla ekonomik krizin insanlar üzerindeki etkisine dikkat çekti. Taşgetiren, Cumhurbaşkanı'nın açıklamalarına rağmen emeklilerin beklentilerinin karşılanamamasının geleceğe dair belirsizlikleri artırdığını vurguladı. Bu duruma dayanamayan emeklilerin İstanbul’dan Ankara’ya yürüyüş başlatma ihtimallerine dair bir soru işareti ortaya attı: "Emekliler yürüyüşü olabilir mi?"

Emeklilerin dramını gözler önüne seren Taşgetiren'in yazısı:

Emekliler yürüyüşü olabilir mi?

Saat sabahın 5’i. Daha sabah ezanı bile okunmamış. Evinden çıkıyor 80 küsur yaşındaki emekli..

Yanında, sağlık sorunları sebebiyle ne olur ne olmaz diye eşlik eden, belki birkaç yaş daha küçük, belki biraz daha diri eşi de var.

Falanca ilçedeki Et ve Süt Kurumu’nun önüne gidecekler, sıraya girecekler, adlarını kuyrukta karışıklık olmasın diye oluşturulan listeye yazdıracak… ve bekleyecekler.

Orada bekleşen başkaları ile birlikte… Arada sabah ezanı okunacak ve hemen oracıkta, yere bir şeyler serip, ya katlanan taburesini açıp namazını kılanlar olacak…

Bekleşenler az buz değil.

Sabah 09.00’da açılacak ET ve Süt Kurumu. Tam 4 saat orada bekleyeceksin. Soğukta… Titreyerek… O saate kadar kuyruk bir hayli uzayacak. Tamam, üşüyorsun, 4 saat dermansız ayaklarınla ayaktasın, otursan hasta olacaksın, ayakta kalsan hasta olacaksın, zaten bilmem kaç hastalıkla boğuşuyorsun, o hastalıkların azacak… Evet canın çıkıyor beklemekten… Ama saat 5’te gelmek çok önemli. Kuyruğun en başında yer almak… Memlekette et kuyruğuna erken girebilmek bile emekliler için avantaj haline gelmiş.

Çünkü saat 9’a kadar kuyrukta birikenlerin sayısı bir hayli kabarıyor. Bir hayli… Bilmem kaç metrelik kuyrukta bilmem kaç yüz kişi…

Et ve Süt Kurumuna gelen etin miktarı, kuyruktakilerin tamamına yetecek kadar olmayabilir. Tamam epi topu bir kilo kıyma alabiliyorlar kişi başına, ama ya kıyma kuyruğun sonuna kadar yetmez de, bu kadar beklemeye rağmen eve eli boş dönmek zorunda kalınırsa…

Siz olsanız göze alır mısınız bu hüsranı? Saat 5, çok erken sayılmaz canım, zaten yaşlı insanların uykusu ne olacak ki…

Kuyrukta beş saat bekleyip bir kilo kıyma almak, alabilmek bile bir şans! Onu bile göremeyenlere nazaran…

Ne dersiniz, böyle bir haber, böyle bir manzara, diyelim kuyrukta bekleşirken yığılıp kalan bir emekli görüntüsü ne ifade eder bu ülkeyi yönetenler için?

Mesela Cumhurbaşkanı Erdoğan bunu gördüğünde ne der kendi kendine?

“Dünyayı etkileyen enflasyon bizi de etkiliyor” ona göre…

Oysa ekonomist Serkan Özcan diyor ki: “Enflasyonda Arjantin’den (yüzde 274) dünya ikincisiyiz yüzde (64.7.) Savaştaki Rusya’nın bile enflasyonu yüzde 7.4. Başka başka, dünya ülkelerinde bu enflasyon yüzde -3-4’lerden daha fazla değil.

Ne oldu? Yönetilemedi, bu çok açık. Yanlış yönetildi. Diyor ki Serkan Özcan: “Yanlış politikalar sonucu Türkiye, derin bir enflasyon sarmalına girdi ve muhtemelen seçim sonrası dönemde Merkez Bankası’nın ekonomiyi frenlemek için olağanüstü tedbirler alması gerekecek.”

Bir başka ekonomist TÜSİAD Başekonomisti Gizem Öztok Altınsaç şunları söyledi: “Enflasyonda kontrol kaybedildi, geçerliliği olmayan politikaların maliyeti Türkiye’ye çok ağır bedeller ödetiyor. Mevcut kayıplar göz göre göre yaşandı.”

Haaa, bunu “TÜSUİAD” iddia ediyor denilirse, o zaman, MB Başkan Yardımcılığına bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan imzasıyla getirilen Cevdet Akçay’ın açıklamalarına baksın herkes. O demiyor muydu: ”7 aydır ekonomide birbirinden kopan bağlantıları oluşturmaya çalışıyoruz” diye… Kim kopardı bu bağlantıları 20 yıldır görevde olanlardan başka?

Emeklilere dönelim… Onlar kurulu düzenin altta kalanları… Tıpkı Pazar yerlerine akşamları gidip en ucuz zamanlardan alış - veriş yapmaya ya da, çıkma ürünleri almaya çalışanlar gibi… Ete, süt ürünlerine hasret kalan bir nesil geliyor…

Emekli dediğiniz insanların sayısı 16 milyonlarda… Hesap “Bin lira versek 16 milyar yapıyor” tarzında yapılıyor. Emekli, “bütçeye yük” gibi değerlendiriliyor. Sanki yönetim, “nasıl baş edeceğiz bu emeklilerle?” gibi bir yaklaşım içinde… Aslında asgari ücretle çalışan milyonlarca insanla nasıl baş edileceği de bir mesele. Aslında milyonlarca işsizle, hem de üniversite mezunu genç işsizle nasıl baş edileceği sorunu var.

İyi bir ekonomi yönetimi, daha doğrusu, eğitimini, sosyal politikaları dengeli biçimde götüren bir genel yönetim, bütün bunları düşünür, planlar ve bir gün, İliç’teki siyanürlü toprak dağının göçmesi gibi bir duruma ülkeyi karşılaştırmazdı.

Almanya’nın, herhangi bir Avrupa ülkesinin emeklisi neden sürünmüyor? Gurbetçi adam Almanya’dan aldığı 900 euroluk(30 bin tl) işsizlik maaşı ile gelip Türkiye’de “Bak ben böyle yaşıyorum” diye hava atıyor.

Niye biz doğru – dürüst bir emeklilik yaşatamıyoruz insanlarımıza?

İnsanlar çalışırken kestiğimiz yaraları ne yaptık?

İktidardan söz ettiğimizde 22 yıldan söz ediyoruz. Yani ülkenin 22 yılını yöneten bir kadrodan… Artık sorumluluğu öncekilere atma hakkı yok kimsenin. Ne varsa, bu kadronun eseri. Bir önceki, ondan önceki, ondan önceki de sizdiniz, sizin tayin ettiklerinizdi… Hele ekonominin yanlış yollara saptığı 2013’ten sonra hep Cumhurbaşkanı Erdoğan vardı…

Emekliler ancak sürünme şartlarında bir hayata mahkumsa, bunca işsizlik varsa, bunca insan asgari ücret şartlarında kıvranıyorsa başkalarına değil, kendinize bakmalısınız.

Şükredin ki emekliler eylem yapmıyor. İstanbul’dan Ankara’ya doğru şöyle bir “Emekliler yürüyüşü” yapılsaydı, herhalde “Asrın Yürüyüşü” olurdu. Bunu da Türkiye’ye Cumhur İttifakı yönetimi kazandırmış olurdu.

Halk ekmekten ekmeğin yanında bir de simit alan yaşlı bir kadını “Canım simit istemişti” derken gördüğümde içimde bir acı oluştu. Bugün birisi, Tayyip Erdoğan’ın “Çay – Simit” hesabı yaptığındaki isyanıyla çay – simit hesabı yapmalı diye düşündüm onu seyrederken… Ülke, canı isteyip de alamayanlar ülkesi haline geldi bugün…

Bakmadan Geçme