Bugun...
Kariyer ve Liyakatte Hangi Noktadayız?


Salih YASİN Yorum Düşünce
salihyasin@memur5.com
 
 

Kamu personel rejiminde kariyer ve liyakat, özellikle, bütün memurların konuştuğu bir konudur. Ancak, kariyer ve liyakat denildiğinde, bu basamak ve şartlar herkesin kendi zihninde olana göre şekillenmektedir. Kariyer ve liyakat, hem devlet hem de vatandaşlar için çok önemlidir. Devletin, güçlü, adil, verimli, etkin olabilmesi; vatandaşların, en iyi hizmeti alabilmesi, adalete muahatap olabilmesi ve diğer önemli hususlar kariyer ve liyakatle ilişkilidir. Bu durumda, sözlük anlamında kariyer ve liyakata baktığımızda; Türk Dil Kurumu Büyük Sözlük'te yer alan tanımında; kariyer, "Bir meslekte zaman ve çalışmayla elde edilen aşama, başarı ve uzmanlık",  liyakat, "Bir kimsenin, kendisine iş verilmeye uygunluk, yaraşırlık durumu, değim", şeklinde tanımlanmıştır.

Bir diğer yandan; 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunun 3. maddesine göre; "Kariyer: (B) Devlet memurlarına, yaptıkları hizmetler için lüzumlu bilgilere ve yetişme şartlarına uygun şekilde, sınıfları içinde en yüksek derecelere kadar ilerleme imkanını sağlamaktır.", "Liyakat: (C) Devlet kamu hizmetleri görevlerine girmeyi, sınıflar içinde ilerleme ve yükselmeyi, görevin sona erdirilmesini liyakat sistemine dayandırmak ve bu sistemin eşit imkanlarla uygulanmasında Devlet memurlarını güvenliğe sahip kılmaktır." kamu görevleri ve görevlileri için aslolandır.

Konuyu düzenleyen hususlar diğer alanlarda olduğu gibi, yine Fransa ve diğer Avrupa ülkelerinden alıntı ve esinlenelerle ortaya çıkmış gibi görünse de; bu kabul edilebilir bir durum değildir. Asli düzenleme ve bize verilen bir emir olarak kabul etmemiz gereken Kur'anı Kerim'dir. Evet, kariyer ve liyakat Kur'anı Kerim'de düzenlenmiştir.

Nisa Suresi- 58. Ayet: "Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğütler veriyor. Şüphesiz Allah her şeyi işitmekte, her şeyi görmektedir."

Anlaşıldığı üzere, emanet ehline verilmek zorundadır. Emanetin ehline verilmesinin, ayrılmaz parçası ise adaletler hükmetmektir. Bu konudaki ilk uygulamalar, Peygamber Efendimiz (S.A.V.) döneminde ortaya konulmuştur.

Şöyle ki;"Kaldırmadığı hizmetler arasında Mescid-i Harâm ve çevresinin hizmetiyle su işleri vardı. Birinci hizmet Abdüddâroğulları adına Osman b. Talha’da, ikinci hizmet ise Hâşimoğulları’ndan –aynı zamanda Hz. Peygamber’in amcası olan– Abbas’ta idi. Hz. Peygamber, vazifelerle ilgili yeni bir düzenleme yapmak üzere Kâbe’nin anahtarını Osman’dan almıştı, amcası Abbas bu hizmetin de kendisine verilmesini talep etti. Bunun üzerine emanet âyeti geldi ve anahtar yine Osman b. Talha’ya teslim edildi (Müslim, “Hac”, 390)."(Kaynak: http://mushaf.diyanet.gov.tr/)

Ve, Peygamber Efendimiz (S.A.V.) şöyle söyledi: "Ey Osman! İşte kâbe’nin anahtarı! Bu gün iyilik ve vefa günüdür. Sen cahiliye zamanında bu vaizfeyi layıkıyla yaptın, inanıyorum ki şimdi daha güzel şekilde yaparsın.”

Yani, Mekke'nin fethini takip eden dönemde, gayrimüslimlerde olan bazı görevler kaldırılmış olmakla birlikte, kaldırılmayan ve devredilmeyen hizmetler de mevcuttu. Bunlar ise, su işleri ile Kabe'nin anahtarının muhasafazısı idi. Bu görevler, önceden olduğu gibi devam ettirilecekti. Hatta, Kabe'nin anahtarı Osman'dan alınmıştı. Bahsedilen Ayet inince, iade edildi. Osman b. Talha ise, bunun karşısında müslüman oldu.

Ehilin kim olduğu ise, ayrı bir yazı konusudur. Ancak, “Emanet kaybedildiği zaman, yani işler ehli olmayanlara verildiği zaman kıyameti bekle.” denildiğini bilmekteyiz. (Buhâri, İlim 2)

BUGÜN HANGİ NOKTADAYIZ ?

Hayallerimiz var, beklentilerimiz var. Ülkemizin dünyadaki güçlü devletlerden biri olması bir çoğumuzun hayali. Bu hayal ve beklentiler, şahsi çıkar için değil. Şahsi çıkarlar için kariyer ve liyakate lüzum yok. Kariyer ve liyakat, güçlü bir Türkiye için gerekli.

Bu durumda, biz hangi noktadayız? Personel rejimimiz, gerek mevzuat düzenlemeleri yönünden, gerek uygulama yönünden ne durumda?

Hiç te iyi durumda olduğumuzu düşünmüyorum. Burada, iki ayrı nokta ortaya çıkıyor. İlki, sistem yönünden, mevzuat en iyi seçimi yapmaya uygun değil. Her ne kadar bazı çalışmalar yapılsa da, en iyi duruma gelinemedi. İkinci nokta ise uygulamalar. Günümüzde, bu konularda sorun ihtiva eden maddeleri ortaya koymak istersek;

1- Şahsi atamalar, (sürekli şekilde, aralıklarla aynı yere özel kalem müdürü, müşavir, vb. atamaların işin gereği olmadan yapılması, benzeri yükselmeler ve üst düzey atamalar, adı kamu yararı olsa da farklı saiklerle atamalar, vb.)

2- Seçim veya görev değişimini müteakiben yapılan kadro değişiklikleri, (Yeni seçilen belediye başkanının tüm ekibi değiştirmesi, yeni Bakan veya üst düzey atama yetkilisinin, görevlendirilmesini takiben değişiklikler yapması, vb.)

3- Her ne kadar adaletli olduğu söylenebilecekse de; KPSS gibi mesleki bilgilerden ziyade genel bilgilere yönelmiş bir sınavla seçim yapılması, (Sınavdaki başarı ve adil olması önemli, ancak, işyerinde uygulanacak işlere ait bilgi içermediğinden, seçilen ve atananların adaptasyonunun güç olması ve yanlış tercihlerin yapılabilmesi, vb.)

4- İş için gerekli bilgi yerine yabancı dil gibi farklı kıstasların aranması, (Hiç yabancı dil kullanılmayan birimlere alım için yabancı dil şartının aranması, vb.)

5- Yapılacak işle hiç bir bilgisi ve ilgisi olmayanların, ilgili kadroya ve birime atanması, (Başka bir birim veya kurumda çalışmaktayken, atandığı birime ait hiç bir bilgi taşımıyorken, bu birime idareci veya personel olarak atama yapılması, yapılacak iş için istenen belgesi bulunanların yerine, belgesi bulunmayanların atanması, vb.)

6- Kadroların, sadece, maaş ve emeklilik imkanları yönünden değerlendirilmesi, (Bir çok kurumda, kadrolar sadece sağladığı imkanlar yönünden değerlendirilmekle birlikte, o işin gereklerinin göz ardında tutulması, A grubu kadroların kullanılması, vb.)

7- Mesleki, grupsal, bölgesel vd. benzeri taassupların gözetilmesi, (Atamalarda işin gereği yerine taassupların gözetilmesi, özel veya genel mevzuat düzenlemelerinde taassuplar,  vb.)

8- İş güçlüğü olan yerlere veya kurumlara personelin yönlendirilmesinin veya bu yer veya kurumlardan ayrılmasının engellenmesi için gerekli olan tedbirlerin alınmaması, (Doğu bölgelerinde veya kırsal alanda veya diğerlerine nazaran olumsuz görülen kurumlara tercihin az olması, bunlardan bir an evvel ayrılma gayreti, buralarda personel tutulamaması, vb.)

9- Bir çok idarecinin müşavir yapılması, (Bir çok kurum ve Bakanlık'ta görevi devam eden farklı kademelerdeki idarecilerin topluca müşavir yapılması, vb.)

10- İş ve kadro çatışmaları, (Müdür-memur, müdür-memur-uzman, denetçi-idareci-memur, kadrolu-geçici, kurumlar arası çatışmalar vb. haller neticesinde asli iş yerine başka saiklerle hareket edilmesi, vb.)

Bu listede, bir anda aklımıza gelen başlıklar yer almakla birlikte, daha da genişletilmesi mümkündür. Ancak üzüntü veren husus, sıraladığımız konuların olmamız gerekenden uzak olduğumuzu göstermesi yanında, bu konularda ve genel anlamda kariyer ve liyakat yönünden genel bir yaklaşımın, çalışmanın, mevzuatın ve uygulamanın ortaya konulmamasıdır. Güçlü bir Türkiye'yi bekliyor ve istiyorsak, şahsi çıkarlarımızdan vazgeçerek, gerçek iyiyi ortaya koyup, çalışmamızı buna göre yönlendirmemiz gerekmektedir.

Allah'ın selamı üzerinize olsun.





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YUKARI